Üsküp etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Üsküp etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

15 Haziran 2014 Pazar

Balkanlar Gezisi 4. Gün (22-29 Ağustos 2010)

4. Gün (Çarşamba) Üsküp (Makedonya)-Kalkandelen-Gostivar-Ohrid (Makedonya)


intenet
Kahvaltımızı otelimizin çok güzel bahçesinde yaptıktan sonra tekrar bavullarımızı otobüse yükleyerek yola çıktık. 

Otelin bahçesi
Makedonya'nın başkenti ve en büyük şehri olan Üsküp'ün (Makedonca Skopje) ortasından Vardar nehri akıyor. Üsküp, 1392 yılında Osmanlılar tarafından ele geçirilmiş, 500 yıldan uzun süre Osmanlı hakimiyetinde kalmış, 1912 yılında da Sırbistan Krallığı hakimiyetine geçmiş. 650.000 civarında nüfusa sahip ve nüfusun % 60'ı Makedon, % 25'i Arnavut % 5'i Türk.

Yunanistan’la Makedonya arasında, ülkenin ismiyle ilgili sorun yaşanmaktaymış. Eski Makedonya,  Bulgaristan, Yunanistan ve Arnavutluk topraklarını kapsayan coğrafi alanın adı olduğu için Yunanistan, “Makedonya” ve “Makedon” kelimeleriyle olan tarihi bağlarını gerekçe gösterip Makedonya Cumhuriyeti adına karşı çıkıyormuş. Bu sebeple 1995 yılından beri Makedonya, BM ve birçok ülke tarafından resmi olarak “Eski Yugoslav Cumhuriyeti Makedonya” adıyla tanınıyor.

Rehberimiz bizi ilk olarak Üsküp Kalesine götürdü. Kale Roma döneminde yapılmış ve 518 yılındaki bir depremle yıkılmış, çeşitli onarımlarla bugüne kadar gelmiş.


Kaleden Üsküp karşı tepede haç
Vodno dağında Milenyum Haçı (66 m.) (Teleferikle de çıkılıyor)


Kaleden Mustafa Paşa Camii ve Türk mahallesi

Yavuz Sultan Selim'in veziri Mustafa Paşa tarafından 1492 yılında yaptırılan Mustafa Paşa Camii biz gittiğimizde TİKA tarafından onarılıyordu.

Mustafa Paşa Camii  (1492)


Türk çarşı
İmbik



Sac fırın
Kovalar
Güveç fasulye ve köfte
Çarşı
Gazi İsa Bey Camii (1475)
Gazi İsa Bey Camii bahçesinde Osmanlı mezar taşları
Sultan Murat Camii
Sultan Murat Camii yanında Saat Kulesi
Murat Paşa Camii (1436) ve karşı tepede Milenyum Haçı
Davud Paşa Çifte Hamam (müze)
Kaleden Türk mahallesini dolaşarak ve Osmanlı eserlerini görerek meşhur Taş Köprüye geldik. 1451-1469 yıllarında II. Mehmed’in himayesinde yapılan köprü, Fatih Sultan Mehmet Köprüsü adı ile de anılıyor. 12 kemeri bulunan köprünün  toplam uzunluğu 220 metre, genişliği ise 6 metre. Taş Köprü aynı zamanda Türk mahallesi (Čaršija ) ile Sırp mahallesinin başlangıcı Makedonija Meydanını birbirine bağlıyor.

Taş Köprü (internet)
Taş Köprü ve heykeller
Slav halkları arasındaki yaygın inanışa göre Kiril Alfabesini 9.yy'da yazan Kiril ve Metodius kardeşler Slav ailelerden gelmektedir. Farklı teoriler ve iddialara göre anneleri Bulgar babaları Yunan veya her ikisi de Bulgar olarak varsayılmaktadır. Özellikle Yunanlılar ve Bulgarlar arasında sahiplenme konusunda bir çekişme yaşanmaktaymış.

Aziz Kiril ve Metodius
Makedonija Meydanında heykeli olan Gotse Delçev’e hem Bulgarlar, hem de Makedonlar sahip çıkıyorlarmış. Dame Gruev’in heykeli de burada bulunuyor. Ortak özellikleri ise, Osmanlı yönetimine karşı ilk organize ayaklanmaları başlatan liderlerden olmalarıymış. Zaten Üsküp'te özellikle Makedonija Meydanının her yerinde heykel var.


Gotse Dalçev ve Dame Gruev
Alış verişe çıkmış Üsküp'lü genç kızlar pek güzel
Halk Dansı
Çalışanlar
Rahibe Teraza Kilise
Gar Binası 1963' deki büyük deprem saat 17.18 'de olmuş. (Müze)
Üsküp daha çok gezmeyi hak ediyor. Ama bizim daha görecek çok yerimiz var. Otobüsümüze binerek Kalkandelen'e (Tetova) devam ediyoruz. Yaklaşık 90.000 nüfusa sahip ve çoğunluk Arnavut kökenlilerden oluşuyormuş. Vardar'ın kolu Pena'nın ikiye böldüğü bü küçük yerleşimde Alaca Camii'ni (1495) görmeye gidiyoruz. Cami'nin dışı pastel renkte boyanmış. Biz gittiğimizde namaz saatiydi, bu nedenle içeriye giremedik.

Alaca camii


Gostivar yolu üzerinde Kanuni'nin vezirlerinden Sersem Ali Baba tarafından 16. yy.'da kurulan Bektaşi Harabati Baba Tekkesine gidiyoruz. Yeşillikler içinde huzurlu bir yer. Birçok bina bu alana yayılmış. Mescid, türbeler, mutfak, ambar, ahır. Tekke Dedesi tekke ve yaşamları hakkında bilgi verdi.

Tekke
Tekkeden
Bu gün çok gezdik. Ohrid'e geldik. Ohrid Gölü kenarında, Arnavutluk sınırına yakın bu güzel yerleşimin  40.000 civarında nüfusu varmış ve çoğunluğu Makedon, az sayıda da Arnavut ve Türk yaşamaktaymış. 358 m2 yüzölçümü olan Ohrid Gölü Balkanların en eski ve derin krater gölüymüş, göl çevresinde gölün güzelliği ile uyumlu mütevazi turistik tesisler yapılmış. Göl çok temiz, herkes göle girmiş, keyfini çıkarıyordu. 

Ayıca, göl çevresinde 365 kilise olduğunu söylediler. Tepedeki St.Joan at Kaneo Kilisesi (13.yy.) göl manzarası ile mutlaka görülmesi gereken kiliselerden.
Rehberimiz anlatıyor Aziz Klement (Ohrid'in koruyucusu)
Ohrid Çarşı
Sveti Sofya Kilisesi
Sveti Sofya Kilisesi (11.yy.)
Ohrid gölünde balık tutan çocuklar
Ohrid Sahili
Ohrid osmanlı evleri ve kağıt üretim atölyesi önünde (Atölye'de ilk kağıt üretiminin  nasıl yapıldığı ve ilk matbaa örnekleri hakkında bilgi)

Ohrid'i  çok sevdik, sakin ve hiç bozulmamış bir dinlenme ve tatil beldesi. Fiyatlar da makul, sakin bir tatil için ideal. Buradan tekrar otobüsümüze  binerek yine Ohrid Gölü kıyısındaki Struga yerleşim yerindeki otelimize geldik. Otelin ismi Drim Otel, gölün kenarında. Göle girdik, insan ister istemez ilk önce deniz gibi algılıyor, suyu tatlı. Akşam Struga'da şehri ikiye bölen Kara Drin nehri kıyısında Struga'lılar ile dolaştık. Mütevazi kafeleri, pastaneleri, lokantaları ve insanları ile çok güzeldi. Nehir kenarında oturarak gelen geçeni izleyerek yorgunluk çıkardık.

  

 




10 Haziran 2014 Salı

Balkanlar Gezisi 3. Gün (22-29 Ağustos 2010)

3. Gün (Salı) Kolasin (Karadağ/Montenegro)-Prizren (Kosova)- Üsküp (Makedonya)


 
Prizren (internet)

Kolasin'deki otelimizden sabah manzarası ile güne başladık. Dağlık bir bölge, manzarası ve havası çok güzel.


Sabah sessizlik
Kahvaltı sonrası bu seyahatte hep yaptığımız gibi bavulları topladık, yola devam. Bu günün programında,  2008 yılında  bağımsızlığını ilan eden Kosova'nın 2 . büyük şehri Prizren var. 

Kosova sınırından geçerek yaklaşık 5 saatlik bir yolculukla Prizren'e geldik. 1455 yılında Osmanlı egemenliğine giren sancak şehri Prizren, 1912 yılında Osmanlıların 1. Balkan Savaşında yenilgiye uğraması ile Sırp idaresine girmiş.

Prizrenin  toplam 230.000 civarındaki nüfusunun yaklaşık 20.000'i  Türk, Şehirde, Arnavutlar çoğunlukta. Şehir merkezinde yoğun bir şekilde Türkçe konuşulmakta. Arnavutlar da çok güzel Türkçe konuşuyorlar.

Şehir, Şar Dağlarının eteklerine yerleşmiş, Ak Dere nehrinin bir kolu olan Bistriça nehri şehrin ortasından geçiyor. Mevsim nedeniyle olsa gerek çok su yoktu. 
Biz otobüsten çarşı yakınlarında indik ve nehri izleyerek çarşı'ya geldik. 
Gazi Mehmed Paşa Hamamı (Müze)
Tarihi taş köprü (Bistriça Köprüsü)
Katolik Kilisesi
Ara sokaklar
Nehir kenarı evler ve kafeler
Sokaklarda gezerken Camii, Katolik ve Ortodoks Kiliselerinin birbirine çok yakın olduklarını gördük. Hoşgörü mü? O zaman savaşlar neden?
Tepede Aziz Arhancel Manastırı
Sinan Paşa Camii (1615)
Arasta Camii minaresi. 2. Dünya Savaşında Cami ve çevresi yıkılmış, sadece minaresi yeniden yapılmış.
Şadırvan Meydanı, Prizrenin kafeler, lokantalar ve dükkanların yer aldığı en canlı bölgesi.
Şadırvan Meydanı ve Çeşme
Şadırvan Çeşme'de turistler
Prizren Kale


Dükkanlar
St. George Ortodoks Katedrali (15.yy)
Hoşgeldin Ramazan
Kosova
Prizren sanki bir Anadolu şehri gibi, hiç yabancılık çekilmiyor, bunda 5 asır burada hüküm süren Osmanlı'nın eserleri ve Türkçe konuşan halkı etkili oluyor tabi. Prizreni böylece gördükten sonra yola çıktık, 3 saatlik br yolculukla kalacağımız Üsküp Best Western Bellevue Otele geldik. Otelin çok güzel geniş bir bahçesi var, yemeklerimizi burada yedik.