3 Ağustos 2023 Perşembe

Annem



Annem vefat etti.

Annem 96 yaşındaydı. Gayet de aklı başındaydı ve evde her işini kendisi görürdü. Hatta vefat ettiği 20 Haziran günü de sabah temizlik yaptırıp, bayram hazırlığı olarak perdelerini yıkatmış, yanlış programda yıkandı, perdeler buruştu diye dertlenmişti. Akşama doğru midem ağrıyor, sancım var dedi, ağrı kesiciler fayda etmedi, ertesi sabaha mide endoskopisi için randevu aldım, ağrı kesilmeyince  endoskopiyi yapacak doktor acile götür dedi ve biz bypass ameliyatı olduğum ve memnun kaldığım Göztepe Medicalpark Hastanesi aciline gittik. Yapılan ağrı kesici iğnelere rağmen ağrısı devam ediyordu ve nöbetçi kalp doktoru yapılan tetkikler sonrası sıkıntının kalple ilgili olduğu tanısında bulundu. Gece saat 1.30 da anjiyo yapmak üzere kardiyoloji hocası ve ekibi geldi, annemi anjiyoya aldılar. Fakat doktor annemin kalp damarlarının tıkanmış ve kireçlenmiş olduğunu, bu nedenle stent takamadıklarını ve akciğerlerde su toplandığını söyledi, yoğun bakıma aldıklarını ve durumunun kritik olduğunu belirtti. Bir saat sonra da annemi kaybettik. Eşimle şok olduk, inanamadık, yürüyerek geldiği hastanede bir kaç saat içinde annemi kaybetmiştik. En çok "iki gün yatak üçüncü gün toprak" diye dua ederdi. İki gün bile yatmadı, adeta ayakta öldü. 

Annem 1927 doğumlu tatar bir cumhuriyet kızıydı. Ataları Romanya'dan gelip Eskişehir'e yerleşmişler ve annem orada doğmuş. Hiç görmediğim dedem Devlet Demiryollarında çalışmış ve oradan emekli olmuş, erken yaşlarda da vefat etmiş, anneannem ev kadınıydı ve ben orta okula gittiğim yıllarda bizim yanımızda yaşarken vefat etti. 

Annemler iki kardeşlerdi ve kendisinden beş altı yaş büyük ağabeyi vardı. O yıllarda kız çocuklarını okula göndermiyorlar mıydı yoksa dedem mi böyle bir karara varmıştı bilmiyorum  ama annem hiç okula gitmemiş. Onun yerine, o yıllarda Eskişehir'in konfeksiyon olmadığı için  çok rağbet gören bir kadın terzisinin yanına çırak olarak girmiş. Birkaç yıl orada çalışıp dikiş öğrendikten sonra da kendisi dikiş makinesi alarak evinde müşterilere giysi dikmeye başlamış, konfeksiyon yayılana kadar annem hep evde dikiş dikerek aile bütçesine katkı yaptı.

Annem çok zeki bir kadındı, bir arkadaşının yardımı ile okuyup yazmayı kendi kendine öğrenmiş. Hayatı boyunca onu okula göndermeyen ve cahil bırakan dedeme, babasını çok sevmesine rağmen hep kızardı.. Haklıydı da, eğer okuma imkanı bulsaydı iyi bir meslek sahibi olacağına emindim.

Sonra babamla evlenmiş ve İstanbul'a gelin gelmiş. İstanbul'da da dikiş dikmeye devam etti. Tek çocuk beni doğurmuş, annem yan apartmanımızda oturuyordu, yaşlılığında ben onun için koşturuyorum, yoruluyorum diye keşke bir çocuğum daha olsaydı derdi.. Halbuki benim koşturmam son yıllarında alış verişini ve banka işlemlerini yapmaktan ibaretti, onun dışında her işini kendisi yapıyordu. Ben bypass ameliyatı olduğumda düzelene kadar 3, 4 ay yanına bir yardımcı alalım dediğimde şiddetle itiraz etmiş ben kendi işimi yapıyorum diye istememişti.

Çok titizdi, çok çalışkandı, çok yetenekliydi dikiş, nakış, örgü, oya işleri yapar evini onlarla bezerdi. Son gününe kadar da kuranını okur, dualar ederdi..

Babamı çok genç yaşta 55 yaşında tansiyon nedeniyle kaybettik. Annem 42 sene babam olmadan ve kimseye de muhtaç olmadan hayatını sürdürdü..

Allah rahmet etsin annem, nurlarda uyu..


14 Haziran 2023 Çarşamba

Bypass oldum


Uzun süredir yazamadım buralara, önce pandemi içimizi kararttı elim gitmedi yazmaya tam ortam düzeldi artık rahatlıkla gezeriz derken bu defa da benim ameliyatım çıktı. Pek keyifli bir konu değil ama hastalıklar da hayata dahil. 

Ekim 2022 gibi nabzım 120-130 a yükseldi, bu arada ben aileden miras tansiyon hastasıyım. Kardiyoloji doktoruna gideyim belki ilaçlarımı değiştirir diye düşündüm. Gittiğim doktor EKG, ultrason ve eforlu test tetkikleri yaptı, ritim ve tansiyonu ölçmek için bir gün üstümde takılı kalacak  holterleri taktı. Doktor holterde kalp ritim bozukluğu görerek Ablasyon denilen işlemi önerdi. Böylece benim ameliyata varan maceram başlamış oldu.

Can kıymetli tabii, tavsiye edilen doktorları dolaşmaya başladım, gittiğim ikinci doktor Ablasyon işlemini yaptığını ve başarılı sonuçlar aldığını belirtti. Bu işlemin koroner anjiyografiye benzediği,  bir gün hastanede kalındıktan sonra normal yaşama dönüldüğünü söyledi. Bu arada benim nabız kendiliğinden normale döndü...

Elimde tetkik sonuçları dosyası doktorları dolaşma serüvenim böyle başladı, ameliyat olana kadar onun üstünde özel/devlet hastanesi doktoruna gittim. 

Gittiğim doktorların hepsi yürürken sıkıntın var mı, bayıldın mı, nefes almakta zorluk çekiyor musun, sigara içiyor musun, ailede kalp hastası var mı gibi sorular soruyorlar, bende hiç biri yok, evimiz Kozyatağı'ndan haftada bir kaç kez Bostancı'ya yürüyorum, hiç bir sıkıntım yok diyorum. Bu kadar çok doktor dolaşmamın bir sebebi de herhangi bir sıkıntım olmayışı...

Son gittiğim kardiyolog benim bütün karşı çıkışlarıma rağmen anjiyo olmam konusunda ısrar etti.. Ben korkuyorum Sanal Anjiyo yapın diye tutturdum, doktor o anjiyoda ilaç verildiğini, damarlarda daralma var ise müdahale edilemediğini normal anjiyoda stent takılıp işin bitirildiğini söyledi. Anjiyodan korkarken başıma neler geldi..

Çaresiz kabul ettim, nasılsa bende bir belirti yok bir şey çıkmayacak en fazla bir stent ile kurtarırım diyerek girdiğim  anjiyodan üç damar %90 tıkalı çıktım..Stent falan da takılmıyor doğrudan bypass ameliyat yapılacak..Anjiyo zor değilmiş, 20 dakika kadar bir sürede bayıltarak bilekten yaptılar..bir saat dinlendirdikten sonra da eve yolladılar..Doktoruma benim bir şeyim yok niye ameliyat olacağım dedim o da bana "sen adamın bir şeyi yoktu pat diye gitti diye duydun mu, bu şekilde ölenler senin gibi belirti vermeyenler" dedi..

Bundan sonra kardiyolog ile işimiz bitti artık kalp ve damar cerrahı doktorlara elimizdeki dosyaya anjiyo görüntüleri de eklenerek dolaşmaya başladık. Bu defa gittiğimiz cerrahların hepsi anjiyo görüntülerine bakıp bypass ameliyat dediler.

Cerrahları dolaşırken bypass ameliyatlarının daha önceleri açık yöntemle yapılırken son dönemlerde  kapalı yöntem ile de yapıldığını öğrendik. Açık yöntemde göğüs kafesi kesildiği için ameliyat sonrasının hasta için daha zor geçtiğini, halbuki minimal invaziv denilen yöntem ile göğüs altından bir kesi ile göğüs kafesi açılmadan ve kalp çalışırken sorunlu damarlara bypass yapıldığında hastanın ameliyat sonrasında daha konforlu bir nekahat dönemi geçirdiğini söylediler.

Kapalı yöntemle olmaya niyetlendim bu defa da bu yöntemle ameliyat  yapan doktorları dolaşmaya başladık. Sonunda Göztepe Medicalpark hastanesinde Prof.Dr. Mustafa Güler hocaya ameliyat olmaya karar verdim. Kendisi çalışkan, mütevazi ve sevecen bir insan, ona güvendim..

Bütün bu doktor dolaşmalarım ile altı ay geçirdim ve 1 Mart'ta ameliyat oldum. Herkes yoğun bakımda bir gün kalıyormuş ben üç gün kaldım..Fakat iyi ki öyle olmuş orada ilgi oda servisine göre çok daha fazla. Ameliyat sonrası hiç ağrım olmadı ve hemen kaldırıp yürüttüler, iki gün de odada kaldıktan sonra beş günde taburcu oldum.

Bu arada tam eve çıkacağım eşimin korona olduğunu öğrendik, neyse o rahat geçirdi, ben oğlumun evine gittim, canım yavrum on gün bana o baktı. İlk bir hafta yatıp kalkarken zorlandım, bir de yaşanılan travmadan uyku tutmadı geceleri uyuyamadım. Sonra her şey yoluna girdi.

Şimdi ameliyatın üstünden üç buçuk ay geçti, iyiyim, yürüyüşlerimi ve evde işlerimi yapabiliyorum. Şimdi nasılsın diyenlere de zaten iyiydim diyorum..

Ben daha önce hiç ameliyat olmamıştım, kolay değil ama yapılması gerekiyorsa da kaçmamak lazım. Hayatımızda en önemli şey sağlıkmış. Herkese sağlıklar diliyorum. 

Bu da böyle bir yaşanmışlık işte..

31 Aralık 2021 Cuma

2021 yılı

2021 yılının şu son saatlerinde bu yılı nasıl geçirdim yazayım dedim...Aslında anlatacak çok şey de yok..Corona ve devamlı yenilenen varyantları nedeniyle hastalıktan korkarak koca yılı bitirdik. 2020 yılının son günlerinde corona olduğum için 2021 in ilk günlerini karantinada geçirdim. Sonraki aylarda da hastalığın etkilerinin düzelmesi için beklemek, önerilen sağlık kontrollerini yaptırmak ile geçti. Yaz aylarında da evimizin çevresindeki parklara gidip tenha ağaç altlarında oturarak zaman geçirdik. Bu yıl da seyahat etmek bizim için mümkün olmadı. Bilemiyorum biz mi çok korkak davrandık bir çok insan tatillerine gittiler. Belki insan tek başına olsa risk alabilir ama evde eşin ve her gün uğramak ve yardımcı olmak zorunda olduğun yaşlı annen olunca onlara virüs taşırım korkusu dikkat etmeyi zorunlu kılıyor.. O kadar çok sevdiğim Kadıköy çarşıya bile pandemi boyunca hiç gidemedim. Bir kaç zorunlu hastaneye gidiş nedeniyle bindiğimiz taksi dışında toplu taşımayı hiç kullanmadım.

Sosyal hayata karışmak insan için çok ihtiyaçmış, yapamayınca anlıyorsun..Fotoğraf grubumuz ile yaptığımız geziler ve devam ettiğim ingilizce kurslarıma katılamayınca evde rutin bir hayatın içinde günleri bile karıştırır oldum.

Evde kalmaktan ve hastalık korkusundan psikolojim de bozuldu çeşitli hastalıklar vehmederek doktorları dolaştım. İlaçlar içmek zorunda kaldım.

Üç kez biontech, birer kez de grip ve zatürre  aşısı oldum. 

Başka da yaptığım bir şey olmadı. Koca bir yılı hayatta kalma çabası ile geçirdik. 

2022 yılı umarım 2021 i aratmaz. Tüm Dünya nın bu virüsden kurtulması ile eski özgür günlerimize dönmemizi diliyorum.

24 Haziran 2021 Perşembe

Corona Oldum

CORONA GÜNLERİ

Emekli Hayat'a genellikle yaşamımdaki önemli değişiklikleri ve gezilerimi yazıyordum. Bir yılı aşkın süredir Dünyanın başına bela olan corona pandemisi nedeniyle yerimizden kıpırdayamadığımız için bloğuma hiçbir şey yazamadım. 

2019 Nisan ayında yaptığımız Paris-Bremen-Hamburg seyahatinden sonra 2020 yılı için gezi planları yaparken, Mart 2020'de önce Çin'de başlayan ve Çin, Dünya'nın öbür ucu diyerek ciddiye almadığımız minicik virüsün bütün Dünya'yı esir alacağını bilmiyorduk. Hem de nasıl bir esaret..İster laboratuvardan çıksın ister yarasadan bulaşsın ama insan ömrünün göreceği sayılı bir dönem oldu bu zor günler.

İşlerin ciddiye bindiği görülünce, Ülkemizde de vakalar, ölümler ve yasaklar başlayınca marketlerde kolonya rafları boşaldı. Hadi kolonya alkollü, virüsü yok eder diye kapışılıyor da  tuvalet kağıdı, makarna gibi ürünler de kapışıldı. Bu arada anlı şanlı uzmanlar maske takmayın zararlı dediler inandık...Ve her yerde virüs var diye ve nerdeyse kapıyı açınca üstümüze atlayacakmış gibi korkar olduk. Ben de eve gelen domates, portakal vb her şeyleri sabunlamaya, balkonda güneşlendirmeye başladım.Sonra maske takın dediler bu sefer de maske yok..satışı yasak Devlet verecek dediler..bekle ki gelsin, ara ki bulasın...

Aşı 2 seneden önce uygulanamaz dendi, ilacı da yok...Avrupa da özellikle İtalya'dan fena haberler geliyor, ölümler, ölümler...korkuyoruz. Sağlık çalışanlarımızdan çok ölenler oluyor. 

Böyle korka korka ve hiç bir yerlere gitmeyerek 2020 Aralık ayına kadar sağ salim geldik. Bu arada annem 94 yaşında ve yan apartmanda yalnız yaşıyor. Kendi işini görebiliyor, ben de sık sık uğrayarak ihtiyaçlarını temin ediyorum. Yıllardır zaman zaman artan azalan romatizmal ağrıları oluyordu, bir de bacağına vuran siyatik ağrısına benzeyen bir ağrısı oldu. Hastaneye korkarak gittik, iğneler verildi ve biraz iyi geldi..Bu defa vücudunda çok ağrılar oldu, yatağa yatıp kalkmada zorlandı. Ben de eve gitmeden annemde kaldım. Evimize yakın Kozyatağı Acıbadem Hastanesine annemi götürdüm, ağrılara çare bulmak için...Tahlil yapıldı PCR testini ilk orda duydum ve şaşkınlık içinde gördük ki sonuç pozitif...Tomografi de de akciğerlerde tutulum var. Yaşı nedeniyle derhal hastaneye yatırdık. Bu arada yanına kimseyi refakatçi almıyorlar...

Aynı gün 23 Aralık 2020 de bu defa hemen bana da PCR test yapıldı, bende hiç bir semptom yok gayet de iyiyim..Ben annemin eve döndüm..24 Aralıkta benim test de pozitif çıktı ve anında telefon trafiği başladı...Filyasyon ekibi kapıya gelerek Favicovir ilacını ve kullanımına ilişkin bilgi içeren bir sayfa yazıyı bırakarak gittiler...İl Sağlık Müdürlüğü, Aile Sağlık Merkezi Doktorumuz, Vefa Grubu arayarak yapılacakları söylediler..Nefes almada sıkıntı olursa 182 yi arayın...çok su için, dinlenin..   Ve 10 günlük karantinam başladı..Ben corona Ülkemizde görüldüğü zamandan başlayarak zaten D vitamini, C vitamini, Propolis, Çinko takviyesi almıştım. Bu arada eşim de PCR testi yaptırdı ve o negatif çıktı, oğlumun evi zaten ayrıydı çok şükür onda da bir sıkıntı olmadı...

Corona savarlar

Bu arada ben iyiyim hiç bir şeyim yok, evde dolanıp duruyorum kendimi dinliyorum, nefes durumumu izliyorum. İlaç ilk gün sabah 8, akşam 8, sonraki günler sabah 3, akşam 3 alınıp 6. günde bitecek. İlaçları aldım. Bu hastalığın en kötü tarafı yalnız kalıyorsun, kimse yanına gelemiyor zaten sen de gelsinler istemiyorsun en sevdiklerine hastalığı geçirmek, onların da hasta olmalarına sebep olmak korkusu çok iç yakıcı bir duygu..

Bu arada annemi telefonla arıyorum normal odada tedavisi devam ediyor deniyor. 3. gece tuvalete kalkmak istemiş çağırma butonuna basmasına rağmen gelen giden olmamış, o da kollarına takılı serum vb bağlantıları çıkarıp atmış, tabi her yer kan içinde kalmış..Tuvalete gidip yatağa dönmüş...Sabah nöbetçi hemşire gelmiş, paniklemiş, annem gece neredeydin diye bağırmış, muhtemel uyuyordu...Bana telefon ettiler annem beni buradan çıkar diye feryat ediyor.. Ben karantinadayım evden çıkamıyorum, bulaşma riskini göze alarak oğlum annemi almaya hastaneye gitti ve çıkış yaparak eve getirdi...Şimdi 3 gün için bu özel hastaneye 15 bin liraya yakın para ödedik ve gece refakatsiz hasta çağırmasına cevap verilmedi...Aslında uğraşmak, şikayet etmek için şartlar çok uygundu fakat biz o arada canımız ile uğraşıyorduk. Uğraşsan da ne sonuç alabilirsin bu hukuk düzeninde...

Evde anne kız kaldık.. annemin ağrıları var, devamlı yatıyor, çok zor yürüyor benim desteğim ile ancak tuvalete gidebiliyor...Meşhur ilacı aldıktan sonra bende 3. günde çok halsizlik ve iştahsızlık başladı, bir de koku kaybı, hiç koku ayırt edemiyorum.. Karantina sonuna doğru da öksürük başladı bende.. Annemde halsizlik ağrılar ve iştahsızlık var, koku kaybı yok...

Malum ilacı alıyoruz ve yanında pıhtı atmasına karşı kan sulandırıcı iğne de verdiler satın aldık da.. ama kendi kendimize yapamadım, onun yerine coraspirin yuttuk ana kız. Bir de oksimetre denilen aletle oksijen durumumuzu ölçtük hep, iyi çıktı 90 altına düşerse hemen ambülansla hastaneye gidilecek dendi bize...

İlaç, yiyecek ihtiyaçlarımızı oğlum internetten temin etti..onlarda sıkıntı çekmedik...Bir de arkadaşım Azize kapımıza nefis yemekler bıraktı, ona da çok minnettarız.

2021 yılına corona karantinasında girdik. Sağlıklı huzurlu bir yıl olsun temennisi ile...

Günleri sayarak karantina süresi 10 günü geçirdik fakat ben yine de 13 gün sonra 4 Ocak 2021 tarihinde ilk defa dışarı çıktım ve hastaneye gittim..yine kötü tecrübemize rağmen yurüme mesafesinde en yakın hastane olduğu için Kozyatağı Acıbadem Hastanesine...Fakat yürümek ne kadar zormuş nefes daralıyor,  evde hissetmedim ama yürürken fark ediliyor. Sonuçta tomografi çekildi, kan tahlilleri yapıldı..Akciğerde hafif tutulum varmış, antibiyotik vermeye gerek görülmedi. Öksürük için şurup verildi, iyi geldi, bir şişe içtim öksürük kesildi, pıhtılaşma testi D Dimer imiş o da normal çıktı coraspirine devam denildi..Hemen çıkmayabilir diye PCR testimi de bekledik ve 8 Ocak 2021 tarihinde negatif çıktı. 

26 Ocak 2021 tarihinde pozitif olduktan 35 gün sonra IgG Antikot testi yaptırdım. 1166,7 AU/ml çıktı , iyiymiş. Annemin antikoru da yeterli çıktı. Bu antikor testi konusunda kafalar karışık, gerçek antikor testinin çok daha kapsamlı ve pahalı bir işlem olduğu söyleniyor. Bir de her laboratuvarın ölçüm değerleri farklı oluyor..Sorulduğunda farklı kit kullandıkları için deniyor. Aslında Devlet corona geçirenlere antikor seviyesi ölçmüyor, gerek görmüyor...özel laboratuvarlar para kazanıyorlar...

15 günün sonunda yavaş yavaş iştahımız açılmaya başladı...İkimiz de 10 günde 5-6 kilo verdik.

Bütün bu hastalıkla uğraşırken, bu kadar dikkat ediyorken nasıl virüsü aldım ben diye sorguladım, kimseyle görüşmeyince ki telefon ile konuşmak bile insanı ciddi yoruyordu, sonradan öğrendik ki annemin apartman hizmetlisi ve ailesi corona olmuşlar...Ve hizmetli ile alış veriş sırasında da annem ve 14 apartman komşusu aynı zamanda hep corona olmuşlar. Ben de annemden almışım virüsü..Zavallı hizmetli kalp ameliyatı geçirmişti ve 41 yaşında vefat etti. Diğer coronalılar genellikle yaşlı olmalarına rağmen sağ salim yaşıyorlar. Eski toprak lafı doğru mu nedir.

Şimdi 6 ay sonra ancak yürürken biraz hızlandım ama hala eski performansım yok.. Zaman zaman nefes almada sıkıntı oluyor gibi geliyor bana.. psikolojik de olabilir..trifod denilen nefes toplarından gecikerek aldım ve şimdi üflemeye çalışıyorum.


Trifod hava topu ve oksimetre

Corona olanları 6 ay aşı yapmadılar. Nihayet 22 Haziran 2021 de süremiz doldu ve aşı hakkımız doğdu. Ülkemize Alman Biontech aşısı geldi ve Çin Sinovac ile tercihli olarak yapılmaya başlandı. Ben de yan etkilerinin çokluğuna karşın koruması fazla diye Biontech tercih ettim ve 22 Haziran 2021 de  sağlık merkezinde yaptırdım.Aşıyı yaptırmadan önce yan etkileri çok oluyor söylemlerinden ürkmüştüm fakat sadece kolumda 2 gün ağrı oldu, ağrı kesiciye bile ihtiyaç olmadı. 2. aşımı Ağustos ayında olacakmışım.

Bu hastalık hafife alınmayacak ağır bir hastalık, bir an önce bitmesini insanlığın gündeminden çıkmasını diliyorum. Fakat yeni başka felaketlerin insanlığın başına bela olacağı endişesini de fena halde duyuyorum.

Bu da böyle bir anı...Sağlıcakla kalın.

Ek 1:

22/06/2021 tarihinde Corona olduğumdan 6 ay sonra 1.doz Biontech aşımı oldum. 2 gün hafif kol ağrısı dışında her hangi bir etki olmadı.(Aile Hekimliğinde)

21/07/2021 tarihinde ilk dozdan 1 ay sonra da 2.doz aşımı Biontech olarak oldum. O gece üşüme hissi, hafif baş ağrısı, hafif bulantı, halsizlik belirtileri başladı. İstemesem de gece 3 de bir tane parol aldım. Sabah belirtiler geçmişti fakat o gün de evde dinlenerek geçti...2 gün sonra iyiyim. (Acıbadem hastanesinde)

İlk önce Corona geçirenlere 2 doz dendi sonra tek doz yeterli dendi sonra yine 2 doz yapılacak dendi. İki doz arası 4 hafta dendi, sonra 3 haftaya indirildi..

Ben corona olduktan 6 ay sonra aşı oldum, sonra dendi ki 3 ay sonra yapacağız.

Sabah akşam karar değiştiriliyor, nasıl güveneceksin bu yönetime..Allaha emanet olduk aşıları...

Ek 2:

17/12/2021 tarihinde 3.doz hatırlatma aşısını oldum (Aile Hekimliğinde) İlk önce 3. aşı için 6 ay geçecek dendi sonra süre 3 aya indirildi. Aşı adıma tanımlandı ve ben de hemen oldum. Bu defa 3 gün kol ağrım oldu. Aşının ertesi günü de halsizlik ve hafif kırgınlık oldu. İlaç almadım. 3 gün sonra bir şeyim kalmadı.

Ek 3:

15/07/2022 tarihinde 4. doz hatırlatma aşısını oldum. (Fatih Sultan Mehmet Hastanesinde)  Etki etmedi, biraz kolum ağrıdı ağrı kesici alacak kadar değildi.




15 Şubat 2020 Cumartesi

Heybeliada Ruhban Okulu



Heybeliada Ruhban Okulu'na (Rum Ortodoks Ruhban Okulu) birkaç kez fotoğraf grubu arkadaşlarımla gittim. Okul, adanın kuzeybatısında Ümit Tepesinde olduğu için iskeleden sonra tepeye biraz tırmanarak çıkılıyor. Çok yüksek değil zaten yukarı çıkarken fotoğraf çekmek için sıkça mola verildiği için dinlenerek çıkılıyor. Geçen gelişlerimizde faytonla çıkmak mümkündü fakat son gittiğimiz Şubat ayında faytonlar artık çalıştırılmıyordu.


Okul girişi

Ana giriş


Okul binası aslında 9. yüzyılda inşa edilen Aya Triada kilisesi olup, 1844 yılında din adamı yetiştirmek amacıyla, teoloji eğitimi ağırlıklı bir okula dönüştürülmüş. 1923 yılına kadar Yüksek Ortodoks Teoloji Okulu adını taşımış daha sonraları Heybeliada Ruhban Okulu olarak anılmış.

1971 yılındaki Türkiye'deki tüm özel yüksek okulların devlet denetimine girmesi ile ilgili karar sonucu bu değişikliğe razı olmayan Fener Rum Patrikhanesinin karşı tutumuyla okulda teoloji eğitimi kaldırılmış, 1971-1972 eğitim döneminde Heybeliada Özel Rum Lisesi olarak eğitime devam etmiş, sonraki yıl Patrikhane tarafından tamamıyla kapatılmış.


Okul çok bakımlı bir bahçe içinde ve eşsiz bir manzaraya sahip 

Burada yatılı olarak okuyan öğrenciler, çam ağaçlarının süslediği geniş bir bahçe içerisinde, büyük şehrin her türlü problem ve gürültüsünden uzak, eşsiz zenginlikteki kütüphanesinden (120 binin üstünde kitap) yararlanarak ve bir kaç dil öğrenerek mezun oluyormuş. Kısa sürede okul şöhret yapmış ve saygı ile anılan bir eğitim ocağı olmuş. Faaliyet gösterdiği süre içinde (1844-1971) 1000'e yakın mezun vermiş. Bu mezunlardan 12 tanesi İstanbul Rum Patrikliği makamına kadar yükselmiş .Diğer mezunları da aranan teologlar olarak Dünyanın çeşitli ülkelerinde hizmet vermeye devam etmekteymiş.

Bahçede bulunan Kilise Padişah Abdülmecit saltanatı sırasında 1844 yılında açılmış. Kilisenin çan kulesi bulunmadığından, çanlar bahçede özel olarak yapılmış bir yerde durmakta. Kilise her gidişimde kapalıydı. İçini göremedik. Kilisenin arka tarafında önemli din adamlarının mezarları bulunmakta...

Kilise ve mezarlar
Çanlar böyle
Bakımlı bahçenin bir bölümünde tavus kuşları, keçiler, tavuklar yer alıyor. Şansınız varsa tavus kuşları güzel kanatlarını açarlar...

Keçiler tavuklar

Tavus kuşu keyifli

Açmadı kanatlarını
Öğrenci yok, satranç var
1844'den beri  çeşitli ekler ve tamirlerle kullanılmakta olan okul 28 Haziran 1894 günü meydana gelen büyük deprem sırasında büyük zarar görmüş, yıkılmış ve yeniden inşa edilerek 1896 yılında tekrar açılmış.

Bina bir bodrum ve iki kat
Görkemli Merdivenler 
Koridor
Sınıf
Sınıf

Heybeliada'ya giderseniz çam ağaçları ile bezeli yoldan manzara seyrederek Ümit tepesine çıkın ve 176 yıllık bu okulu ve bahçesini görün...

3 Temmuz 2019 Çarşamba

(10/11.Günler Hamburg) Paris-Bremen-Hamburg Gezisi (10.04.2019-20.04.2019)



Hamburg
10/11.Günler (19/20.04.2019) Cuma/Cumartesi

Otelden yürüyerek Bremen Ana Tren İstasyonu yakınındaki Flixbus otobüs kalkış yerine geldik. Otobüsümüz 08.20 de hareket etti. (14 € 2 kişi) Yine yer numarası yok. Bu defa yolumuz kısa.127 km. ve 1 saat 40 dakikada Hamburg' a geldik. Saat 10.00'da Hamburg tren istasyonu yakınında yolculuğumuz bitti. Yine arka sıramızda koltuğa kıvrılıp uyuyan genç kız uyanınca merhaba diye bize seslendi. Mardinli Erasmus öğrencisi...o da arkadaşları ile Hamburg'a gezmeye gidiyormuş...Onunla sohbet ederek biraz zaman geçirdik...Ülkemiz genç kızlarının Dünya'nın diğer Ülkelerini görerek, gezerek öğrenmeleri beni çok mutlu ediyor. Aferin onlara ve bu fırsatı yaratan ailelerine...

Bu defa, çok önceden araştırmamıza rağmen istasyona yakın İbis Otel'den yer bulamadık, ona yakın Prize Otelde bir gece kalacağız. Sırt çantalarımızı bırakmak için otele yürüyerek gittik. Resepsiyondaki görevli kız erken geldiğimizi, eğer talep edersek 10 € karşılığı erken check in yapabileceğini söyledi.Biz hemen dolaşmaya gideceğimiz için sadece sırt çantalarımızı bırakacağımızı söyledik, onları emanet odasına koyabileceklerini söyledi, çantaları bırakıp otelden şehir haritamızı alıp Hamburg sokaklarını yürüyerek dolaşmaya başladık. Yarın İstanbul uçak kalkışı saat 20.05 olduğuna göre bugün ve yarın saat 17'ye kadar Hamburg'u dolaşmak için vaktimiz var...Bu büyük şehirde 1,5 gün...artık ne kadar gezebilirsek...
Prize Otel


Almanya'nın Berlin'den sonra en kalabalık şehri olan Hamburg, Avrupa'nın en büyük ikinci limanına sahip. Nüfusu 1 milyon 900 bin civarında. Bir kanallar şehri olan Hamburg 1200 yıllık bir geçmişe sahip. Önemli bir liman kenti olması nedeniyle 2.Dünya Savaşında karşıt güçler tarafından bombalanmış ve savaş sonrası şehir yeniden inşa edilmiş. Avrupa'da en çok köprü olan şehirmiş, 2000'in üstünde irili ufaklı köprü varmış. Almanya'nın özel statülü üç şehrinden biri olan Hamburg aynı zamanda Hamburg eyaletinin başkenti...

Speicherstadt, Hamburg limanında Hafen City bölgesinde, 1883-1927 yılları arasında kütükler üzerine inşa edilmiş kiremit kırmızısı antrepoları, sayısız demir köprüleri ve kanalları  ile ilginç bir semt. Gümrük ödemeden malları transfer etmek için serbest bölge şeklinde işlev görmüş. Halı, tütün, kakao, kahve gibi mallar buralarda bekletilir sonra gidecekleri bölgelere yollanırmış. 2009 yılından sonra semt ve çevresinde yenileme çalışmaları olmuş. Günümüzde Speicherstadt bölgesindeki antrepoların bazıları çeşitli müzelere ve sosyal mekanlara çevrilmiş, bazıları ise halen depo olarak kullanılıyormuş.

Buraları dolaşırken yıllarca çalıştığım Türkiye Denizcilik İşletmelerine ait İstanbul Salıpazarındaki antrepolar aklıma geldi.Burada yükleme boşaltma hizmeti sona erdikten sonra yıllarca atıl durumda kaldılar. Son yıllarında müze ve fuarcılık alanı olarak kısmen kullanıldı, şimdilerde ise hepsi yıkıldı, yerine otel inşaatı yapılıyor.

Speicherstadt semtinde antrepolar

Alman Gümrük Müzesi (Deutsches Zoll Museum)
Çağdaş Sanat ve Fotoğrafçılık Evi (Deichtorhallen ve Hausder Photographier)
Speicherstadt karşıda ufukta gözüken konser salonu Elbphilharmonie



Marco Polo Terrassen'den liman
Am Kaiserkai 'da kafeler ve keyif yapan Hamburg yaşayanları
Elbphilharmonie Elbe nehri üzerindeki Hamburg şehrinin en büyük antreposu üzerine inşa edilmiş bir konser salonu...1875 yılında inşa edilen antrepo 2.Dünya Savaşında yıkılmış, sonra tekrar inşa edilmiş, 90 lı yıllara kadar da kakao, çay ve tütün depolamak için kullanılmış. 2017 yılında da konser salonu olarak hizmete açılmış. Gösterişli cam binanın çatısına  denizin dalgalarını andıran şekiller verilmiş. Gezilebiliyor, biz gezmedik.






Antrepo olarak kullanılmıyor fakat yükü yukarı çeken sistem hala çatıda gözüküyor
St.Nikolai kilisesi eskiden Hamburg'da bulunan ana beş Lutherci kiliseden birisiymiş. Yapımı 1846 dan 1874 e kadar sürmüş. 2.Dünya Savaşında bombalanan yapılardan birisi olmuş ve savaşın vahşetini anımsatmak için özellikle yıkık halde bırakılmış. Kulesindeki platforma  çıkılıyor biz vaktimiz olmadığı için çıkmadık.





Kilise avlusunda Edith Breckwoldt Çile (The Ordeal) Heykeli






Turistik aktivite
Hamburg liman kenti olmasına rağmen Kuzey Denizinden 120 km. içeride, şehir merkezinde Elbe nehri, kanallar ve Alster Gölü var. Yapay Göl, Binnenalster ve Aussenalster şeklinde iç ve dış göl olarak bölünmüş. Bizim orada bulunduğumuz gün tatil ve havanın da iyi olması nedeniyle herkes göl kenarında teraslar, kafe ve restoranlarda oturuyordu, gölde kürek çekenler, kano ile gezenler vardı... Burası şehrin eğlence mekanlarından birisi...







Fıskiyede gökkuşağı



Şehirden gidenler ayakkabılarını ağaçlara asıyorlarmış, biz asmadık tabii ki... 

Petrikirche (Hamburg'un en eski kilisesi tarihi tam bilinmiyor fakat 1195 yılındaki belgelerde adı geçiyor.)
Hamburg'un gösterişli alış veriş caddesi Mönckebergstrasse'den geçerken Türk markası "Yargıcı" mağazasını görünce içeri baktım, oldukça büyük bir mağazaydı...

Yargıcı Hamburg
Belediye Binasının (Rathaus) bulunduğu geniş meydan Rathausmarkt... burası her zaman hareketli...Kırmızı şemsiye veya sarı şemsiyeli rehberler buradan başlayarak ücretsiz şehir turları yapıyorlar, tur sonunda sadece bahşiş veriliyor. Vakti olanlar için iyi bir imkan. Biz katılmadık... 

Belediye Binası (Rathaus)
Şair Heinrich Heine "Eğer bir yerde kitapları yakıyorlarsa, orada eninde sonunda insanları da yakacaklardır"



Meydan (Rathausmarkt)
Şehir meclisinin bulunduğu Rathaus, Hamburg şehir merkezinde...1842 yılında şehrin büyük bir kısımını yok eden yangın felaketinden sonra yapımına karar verilmiş ve 11 yıllık bir inşa süresinden sonra 1897 yılında bitirilmiş.Avlusunda güzel bir çeşme var, ayrıca giriş salonu da çok güzel.

Rathaus avlu

Rathaus avlusunda sağlık tanrıçası Hygieia heykeli...1892 yılındaki kolera salgını anısına yapılmış, Hygieia elindeki tastan temiz su döküyor

Aşçı yamağı da Rathaus avlusunda yerini almış

Giriş salonu

Rathaus yakınında Alsterarkaden...Nedense  Venedik yapılarına benzetmişler

Havalı Neuer Wall alış veriş caddesinde Louıs Vuitton da kuyruk var, ben de çanta alacaktım (!) fakat sırada bekleyemedim  

Haupkirche Sankt Michaelis (1669)
St.Michaelis kilisesi hemen yakınında 17.yy tipik evlerinin olduğu Krameramtswohnungen çok sevimli....Avlu gibi olan dar bir alanda küçük mağazalar, restoranlar var...



Çay kahve
Kitap defter




Hamburg Hauptbahnhof  (Bu istasyonun alt katında REWE market var, oradan nispeten uygun fiyata alış veriş imkanı var)
Hamburg büyük bir şehir, buradaki gezimiz 1,5 günde ancak bu kadar olabildi.
Hamburg'daki ikinci günümüz akşamı İstanbul'a döneceğimiz için sabah sırt çantalarımızı Haupbahnhof'daki emanete bırakmıştık, Buradan çantalarımızı aldık, bizi havaalanına götürecek S Bahn S1 e bindik.( 6.60 € 2 kişi) Yalnız bu S1'in ilk üç vagonu havaalanına gidiyor, belli bir istasyondan sonra gerideki vagonlar ayrılıp başka yöne gidiyorlar...İstasyonda platforma konuyu gayet güzel işaretlemişler...yol yarım saat sürüyor ve 15 dakikada bir sefer var. Tren havaalanının hemen alt katına gidiyor ve asansör ile havaalanının içine kolayca ulaşılıyor. Check in işlemimizi yaptırıp yanımızda getirdiğimiz yiyeceklerimizi yiyerek oyalanıyoruz. Uçağımız tam saatinde 20.05 de kalkıyor ve rahat bir yolculukla 00.30 da İstanbul'a varıyoruz. Sabiha Gökçen çıkışında bekleyen belediye otobüsü ile o saatte yollar da boş olduğu için kolay bir şekilde Kozyatağına evimize geliyoruz. Bu gezimiz de sağlıkla, problemsiz bitiyor. Yenilerine diyoruz...




Harcamalarımız: 

(2 kişi) (€)


Ulaşım                    446
Konaklama             848                         
Yiyecek                   260
Müze                        96                     

Toplam                  1650
Toplam                  1650x6,48=10.692,00 TL.